Bursa yamaçlara kurulan kentlerin en büyük kâbusu olan sel ve heyelan afetini yaşadı, ama insanoğlunun da bunda kusurları var!

80’lerin ilk yarısıydı… Altparmak’tan Merinos’a doğru Atatürk Stadyumu karşısından inen Cilimboz Deresi’nden çevre sakinlerinin şikayeti vardı.
Bölgede yaşayanlar “Derenin suyunun artık az aktığını, o nedenle de dere yatağının koktuğunu” söylüyorlar ve üstünün kapatılmasını istiyorlardı.
O yıllarda…
Henüz Büyükşehir yönetimi kavramı yoktu ve derelerin ıslahı DSİ’nin göreviydi DSİ Bölge Müdürü olarak kendini Bursa’ya adayan Erdem Saker görev yapıyordu.
Bir tören sırasında vatandaşın şikayetini kendisine aktardığımızda, aklımızdan hiç çıkmayan şu cevabı verdi:
“Cilimboz gibi, Gökdere gibi dereler Uludağ’ın suyunu vadilerden ovaya taşıyan adeta tahliye kanalları gibidir. Buralardan ne zaman sel geleceği hiç belli olmaz, ama geldiği zaman her şeyi toplar götürür. Eğer derenin üstü kapatılırsa çalı-çırpı tıkar, selin yıkıcı etkisi de çevreye tehlikeli olur.”
Şunu da özellikle vurguladı:
“Bu sel 100 yıl gelmez, ama geldiğinde yıkıp geçer.”
Aradan 40 yıla yakın süre geçti. Bursa’da ne zaman sel felaketi yaşansa aklımıza Saker’in söyledikleri gelir. 90’lı yılların başında Gökdere’nin coşup Setbaşı’nda önüne kattığı otomobilleri sürükleyişi de gözümüzde canlanır.
8 yıl önce Alacahırka’da bir kişinin yaşamını yitirmesine neden olan ve evlerde ne varsa toplayıp götüren sel haberlerini izlerken de aklımızda bunlar vardı.
Şu bir gerçek ki…
Yamaçlara kurulan kentler için dağdan gelen derelerin yol açtığı sel tehlikesi her zaman var. Lakin, bunun önlemini alarak kentleri planlamak, ya da kentin plan disiplinini korumak da mümkün.
O önlemlerin başında dere yatağıyla oynanmaması geliyor. Yine derelere taşkın mesafesi denilen mesafeden daha yakına bina yapmamak ve yaptırmamak gerekir.
Bugüne kadar…
Kent içindeki sel baskınları ne yazık ki kentleşme sorununun birer sonucu olarak ortaya çıktılar. Doğayla dost olup iyi ilişki kurmak yerine inatlaşmayı sürdürdükçe de sel baskınlarını yaşamaya devam edeceğiz.
Doğanın kendine ait olanı bir şekilde mutlaka geri aldığını da unutmamak gerek.
Ancak…
Cuma gecesi Dobruca ve Hüdavendigar’ı çamura bulayan Doğancı Köyü’nü de yıkıp geçen, Misi’ye zarar verip ve Orhaneli Yolu’nda heyelana yol açan seller daha farklı. Sorunun kuralsız kentleşmeyle doğrudan ilişkisi olmasa da, su yatağı güzergahlarının bozulması önemli.

About The Author

aey

Other posts by

Author his web sitehttp://www.ahmeteminyilmaz.com

28

05 2018

Comments are closed.



%d blogcu bunu beğendi: